Eroinin Hata Affetmez Tarihi

16 March 2006 tarihinde ilginc kategorisi altında Alisen Erdogan tarafından yazılmış

Insan organizması açısından tüm zamanların en yıkıcı kimyasalı eroinin ilginç hikayesi….
eroinin, ilk kez bilim adamları eliyle ve gerçekte son derece iyi niyetli bir amaca hizmet etmek üzere üretildiğini biliyor muydunuz?
1897′de Almanya’daki Bayer laboratuarlarında kanser ve tüberküloz hastaları için “aÄŸrı kesici” olarak hazırlanan “eroin hidroklor”, dehÅŸet verici yan etkileri farkedilince onu ilaç olarak reçetelere yazan hekimler tarafından derhal terkedildi. Ancak iÅŸ iÅŸten geçmiÅŸ ve “ÅŸeytanın tozu” hapsedildiÄŸi ÅŸiÅŸeden kaçıp halkın arasına karışmayı baÅŸarmıştı bir kez daha Kimya tarihinin ünlü efsanelerinden birine göre, “eroin” maddesi, adını, bu maddeyi deneme amacıyla kolundan enjekte eden bir Bayer mühendisinin o anda yaÅŸadıklarını tanımlamak için kullandığı ÅŸu mânidar cümleden almıştı:
“Kendimi bir kahraman gibi hissediyorum!” (”I feel like a hero”)
İşte, o günden bu yana eroin, dünyanın dört bir köşesinde, din, dil, ırk ve sosyal sınıf gözetmeksizin yüzmilyonlarca “kahraman” (!) üretmeye devam ediyor. Yalnız, küçük bir sorun var ki, bu sentetik kahramanların büyük bir bölümü kahramanlıklarını pekiÅŸtirecek herhangi bir dünyevî icraat yapmaya vakit bulamadan, hayli zamansız bir biçimde toprağın altını boylamaktalar!
Elbette ki, eroin şakası yapılamayacak kadar hassas bir konu. Zaten bizim derdimiz de şaka falan değil, yalnızca bir durum tesbiti yapmak. Ancak, aşağıda aktaracağımız tarihsel gerçekleri okuduktan sonra, şakayı biz mi yoksa şu anlı şanlı bilim dünyası mı yapıyor, ona siz karar vereceksiniz.
İnsan organizması açısından tüm zamanların en yıkıcı kimyasal bileşimlerinden biri sayılan eroin, gerçekte son derece iyi niyetli bir amaca hizmet etmek üzere üretilmişti.
Saf morfinin asit anhidritle iÅŸlenmesi sonucu ortaya çıkan bu ölümcül toz, ilk kez 21 AÄŸustos 1897 günü, Bayer’in Almanya’nın Elberfeld kentindeki laboratuarında sentezlendi. Sentezleme iÅŸlemi, bu tarihten yalnızca bi kaç gün önce aynı laboratuarda “Asprin”i keÅŸfetmiÅŸ olan saygın Alman kimyageri Dr. Felix Hoffman tarafından gerçekleÅŸtirilecekti. Bayer kayıtları, bizlere bu deneyin hedefinin kuru öksürük, tüberküloz ve kanser gibi önemli hastalıklarda hem ÅŸiddetli acıları dindirebilen, hem de tedavi edici yönü bulunan etkili bir ilaç keÅŸfetmek olduÄŸunu bildiriyor. 1868′de Ludwigsburg da doÄŸan Hoffman, Münih Üniversitesi Farmakoloji Bölümü’nden son derece yüksek derecelerle mezun olmuÅŸ, geleceÄŸi parlak bir kimyagerdi. Nitekim, Alman ilaç sanayiinin duayenlerinden Adolf von Bayer de onu keÅŸfetmekte gecikmedi. Genç kimyageri ÅŸirketinin Ar-Ge bölümüne alan Bayer, onun sayesinde farmakoloji tarihinin en büyük buluÅŸlarından biri olan asetil salisilik asiti günümüzde “Aspirin” adıyla bütün dünyada tanınan ticarî bir markaya dönüştürecekti.
İşte, eroin tam da o günlerde, ÅŸirket çalışanlarının “Aspirin”in keÅŸfinin coÅŸkusunu yaÅŸadığı sırada doÄŸdu. Dr. Hoffman büyük buluÅŸunu kayıtlara geçirmesinden yalnızca 11 gün sonra yine aynı laboratuarda, fokurdayan tüplerinin başındaydı. Bunaltıcı AÄŸustos sıcağına aldırmaksızın gün boyunca aralıksız çalışan ünlü kimyager en sonunda hedefine ulaÅŸtı. Deney kabının dibine çökelen beyaz toz, bir süredir kafayı taktığı o yepyeni formülün iÅŸe yaradığının da en somut kanıtıydı.
Aspirin ve eroinin ortak mucidi: Dr. Felix Hoffman baz morfinden sekiz kat daha güçlü bir uyuÅŸturucu elde eden Dr. Hoffman, bunun kontrollü ÅŸekilde kullanımıyla yukarıda anılan hastalıkların tedavisinde çok önemli bir ilerleme kaydedebileceÄŸini düşünüyordu. Kobaylar üzerindeki deneme çalışmaları bir yıl kadar sürdü ve toz eroin, “heroin hydrochlor” ticarî markasıyla ÅŸiÅŸelenmiÅŸ olarak 20. yüzyılın hemen arefesinde Bayer ÅŸirketi tarafından piyasaya sürüldü. Bugün için inanılması bir hayli güç olmakla birlikte, eroin o dönemde baÅŸta Almanya olmak üzere birçok Avrupa ülkesinde eczanelerde rahatça satılıyordu. Hekimler, birçok ağır vak’ada hastalarını “mutluluktan uçuran” bu toza önceleri büyük ilgi gösterdiler. Eroin yalnız tedavi umudu olanlar için deÄŸil, tedavisi imkânsız görülen ve ölüm döşeÄŸinde birazcık huzur isteyen hastalar için de gerçek bir umut gibi görülmekteydi.
Ancak, madalyonun öteki yüzü kısa sürede ortaya çıktı. Yalnızca bir iki kullanımın ardından “ÅŸeytanın tozu”na müptela olanlar ÅŸuursuzca ecza depolarına, laboratuarlara saldırıyor ve kendilerine daha fazla ilaç temin etmeye çabalıyorlardı.
Eroin yasal olarak son kez 1. Dünya Savaşı yıllarında ağır yaralı askerlerin tedavisinde kullanıldı, ardından da tıp dünyasındaki güçlü bir konsensus sonucu tedavi prosedürlerinden tümüyle kaldırıldı.
İnsanları çok seven ve mesleÄŸine aşık bir kimyager olan Dr. Hoffman, 8 Åžubat 1946′da son nefesini verirken, ilk kez onun laboratuar kaplarında dünyaya gözlerini açan “diasetilmorfin” artık çoktan bir ilaç olmaktan çıkmış, alım-satımı ya da kullanımı bir çok ülkede en ağır ÅŸekilde cezalandırılan lanetli bir maddeye dönüşmüştü. Bir daha da hiç bir güç önünü kesmeyi baÅŸaramayacaktı…

Toplu Halde Ko$un Beyniniz De Cali$sin

16 March 2006 tarihinde ilginc kategorisi altında Alisen Erdogan tarafından yazılmış

Eğer uzun mesafeleri yalnız olarak koşuyorsanız, yaptığınız egzersiz beyninizi gerektiği kadar iyi çalıştırmıyordur.

Çoğu insan tek başına egzersiz yapmanın ve bunu periyodik hale getirmenin zor olduğunu düşünür. Fareler üzerine yapılan bir deney de bunu kanıtlıyor.

ABD`deki Princeton Üniversitesi`nden araştırmacılar, başkalarıyla beraber yapacağınız egzersizlerin beyniniz için daha iyi olduğunu söylüyor.

2 x negatif = pozitif
`Nature Neuroscience` dergisinde yayımlanan araştırmaya göre, sosyal ilişkiler, egzersizlerin ortaya çıkardığı negatif etkileri yok ediyor.

Mesela koşmak, nörogenesis adı verilen bir işlemle yeni beyin hücreleri oluşumunu azaltan stres hormunu kortikosteron seviyesini yükseltiyor.

Fakat koşmak aynı zamanda, uzamsal farkındalığı artırıyor ve nöronlar arasındaki iletişimi de en üst seviyeye çıkarıyor.

Toplu koşu yararlı
Bu çalışmada araştırmacılar, kolay anlaşılabilir bu anomaliyi açıklayabilecek etkenleri inceledi ve tek başına ya da toplu halde koşan yetişkin farelerde koşunun etkilerini gözlemledi.

Koşmak, toplu egzersiz yapan farelerde nöron oluşumunu yükseltti. Sosyal izolasyon uygulanan farelerde ise nörogenesis engellendi. Her iki grupta da benzer etkilerle, nöronların oluşumunu engelleyen stres hormonu yükseldi.

Çok uzun olursa aynı etki
Fakat izole halde koşan hayvanlar, negatif etkilere karşı zayıf kaldı ve ayrıca toplu koşanlarla karşılaştırıldığında hormon seviyeleri daha yüksek çıktı.

Yalnız koşan fareler, normalin birkaç katı uzun zaman koşmaya zorlandıklarında ise toplu halde koşan farelerle aynı beyin faaliyetlerine ulaştıkları görüldü.

Sosyal izolasyon bomba gibi
AraÅŸtırma ekibinin baÅŸkanı Elizabeth Gould, “sosyal etkileÅŸim olmadığı zaman, normalde faydalı olabilecek bir egzersiz, beyinde kötü etkiler bırakabilecek bir potansiyele sahip olabilir” diyor.

Araştırma, bunaklık başlangıcı riskinin azaltılması için egzersizi anahtar olarak öneren bir dizi çalışma sonrasında ortaya çıktı.
(CnnTürk)

29 Mart 2006 Gunes Tutulmasi

15 March 2006 tarihinde ilginc kategorisi altında Alisen Erdogan tarafından yazılmış

Free Image Hosting at www.ImageShack.us

Tubitak’tan ilginc sorulara cevaplar..

15 March 2006 tarihinde ilginc kategorisi altında Alisen Erdogan tarafından yazılmış

Kanalizasyon kapakları neden yuvarlak?
Kapak deliğin içine düşmesin diye.
Eskimolar buzdan evlerini nasıl ısıtıyor?
Eskimolar igloo denen evlerde yaşar. İyi bir igloonun kapısı da yer üstünde olmaz. Evin altındaki kar kazılarak yeraltından geçilen kapı yapılır. Bu sayede evin ısı yalıtımı sağlanır.
Anne sütü, annenin göğsünde bozulur mu?
Bozulmaz ve bebek için sorun oluşturmaz.
Taksimetre, taksi geriye giderken düşer mi?
Eski mekanik taksimetrelerde sayım tek yönlüydü. Şimdi, tekerleğin hem ileri hem geri turları sayılabiliyor.
Silgi nasıl siler?
Sürtünme kuvveti sayesinde kağıdın yüzeyindeki lifleri kopartarak ya da mürekkebi kazıyarak.
Kar eridiğinde beyazlığı nereye gider?
Kar eridiğinde artık su olur.
Halterciler yarışmadan önce ne koklar?
Solunum yollarını açmak için amonyak kullanırlar. Ancak, yalnızca psikolojik etkisi vardır.
Yüksek yerlerde yemekler neden geç pişer?
Suyun kaynama sıcaklığı hava basıncına bağlıdır. Basınç düştükçe kaynama sıcaklığı da düşer.
Tübitak
http://www.biltek.tubitak.gov.tr/

Meyve suyu omur uzatiyor

14 March 2006 tarihinde ilginc kategorisi altında Alisen Erdogan tarafından yazılmış

Hücrelerin zarar görmesine ve birçok hastalığa yol açan serbest radikallere karşı vücudun en önemli gereksinimi olan antioksidanlar meyve ve meyve suyunda bol miktarda bulunuyor.
Kayısı da bol miktarda bulunan E vitamini kalp enfarktüsü riskini yüzde 40 azaltır, böylece kan pıhtısı oluşmasını önler. Portakal, greyfurt, limon, kivi, şeftali, mandalina, armut, çilek, ahududu, siyah üzüm gibi birçok meyvede bulunan C vitamini demir emilimini arttırır. Domates, kırmızı üzüm ve bunların suları prostat kanseri başta olmak üzere kanseri ve kalp hastalıklarını engelleyici özelliğe sahiptir. Nar ise tansiyonun düşmesine, kötü kolesterole, kanser ve kalp hastalıklarına karşı güçlü bir savaşçıdır.
SERBEST RADİKALLER VE YAŞLANMA Serbest Radikaller, hücrelerin zarar görmesine ve birçok hastalığa yol açan reaktif maddelerdir. Normal koşullarda vücut bu serbest radikalleri etkisiz hale getiren antioksidanlar oluştursa da; kimyasallar, radyasyon, röntgen ışınları, besinlerden alınan zararlı maddeler ve yaş ilerledikçe azalan enzim aktivitesi bu koruyucu mekanizmayı zayıflatır. Hava kirliliği, tarım ilaçları, bilgisayar ve cep telefonlarımızdan aldığımız radyasyon, kızarmış yiyecekler, alkol ve kahve buna neden olan kaynaklar arasında yer alır. Ayrıca, sigara dumanı da son derece yüksek seviyede serbest radikal içerir.
Serbest radikaller niye zararlı? Serbest radikaller zararlıdır çünkü, bir kez oluştuklarında domino taşları gibi ardı ardına ilerleyen bir zincir reaksiyon başlatır, hücrelere ve DNA’ya zarar verir ve vücudumuzdaki hayati bileşenlerin oksitlenmesine bir diğer anlatımla, paslanmasına neden olurlar.
Serbest radikaller, kanserin en büyük tetikleyicisi olmakla kalmayıp, kalp krizi, Alzheimer hastalığı, yaşlılığa bağlı adale bozulmaları ve katarakt oluşumu ve bağışıklık sisteminin güçsüzleşmesi gibi rahatsızlıklara da yol açar.
ANTİOKSİDANLAR VE SERBEST RADİKALLER Antioksidanlar, serbest radikallerle tepkimeye girerek bunların başlattığı zincir reaksiyonu durduran ve böylece vücudumuzdaki hayati bileşenlerin zarar görmesini engelleyen moleküllerdir. Vücudumuzda birtakım antioksidanlar bulunsa da, düzgün çalışmaları ve yeterli miktara ulaşmaları için meyve ve meyve suyu ile zenginleştirilmiş bir beslenme alışkanlığıyla desteklenmesi gerekir. Damarlarımızın serbest radikaller tarafından bloke edilmesi kalp krizi, beyin kanaması, yüksek kolesterol vb birçok hayati rahatsızlığa yol açar. Bunların temizlenmesinde etkin rol oynayan ve bizi bu hastalıklardan koruyan antioksidanlar ise doğanın bir armağanı olarak meyve, sebze ve bunların suyunda bol miktarda bulunur.
MEYVE SUYU VE ANTİOKSİDAN Meyve ve meyve suları A, C, E vitaminleri, karatenoid ve flavonoidler gibi birçok çeşit antioksidan bulundururlar. Ayrıca, antioksidan özellik gösteren pro-vitamin A (beta-karoten) ve selenyum da meyve ve sularında değişik miktarlarda bulunmaktadır. Kayısı da bol miktarda bulunan E vitamini kalp enfarktüsü riskini yüzde 40 azaltır, ayrıca aspirin gibi kanı sulandırıcı etkisi olup, böylece kan pıhtısı oluşmasını önler. Güçlü bir antioksidan olarak kanser, katarakt oluşumunu ve bağışıklık sistemin yaşlanmasını önler. Ayrıca sinir sistemi bozukluklarını ve insanın bağışıklık mekanizmasını güçsüzleştiren virüslerin (HIV) ilerlemesini engeller. E vitaminin doğal hali sentetik olanlarına göre iki kat daha etkilidir; dolayısıyla doğal olarak tüketilmesi etkinliğinde önemli bir faktördür. Portakal, greyfurt, limon, kivi, şeftali, mandalina, armut, çilek, ahududu, siyah üzüm gibi birçok meyvede bulunan C vitamini demir emilimini arttırır; kemik, deri, göz, kas, kan damarları ve diş eti dokusunu güçlendirir. Ayrıca, bağışıklık sistemini güçlendirerek, yaşlılıkta artan katarakt ve kanser riskini azaltır.
Şeftali, kayısı,havuç gibi meyve ve sularında bol miktarda bulunan beta-karotenin gerekli kısmı A vitaminine çevrilir. Kalp krizi ve prostat kanseri riskini büyük ölçüde azalttığı belirlenen beta-karotenin kardiyovasküler hastalıklar ve katarakt oluşumuna karşı da etkili olduğu ortaya çıkarılmıştır.
Domates, kırmızı üzüm ve bunların sularında bulunan bir diğer antioksidan likopen de prostat kanseri başta olmak üzere kanseri ve kalp hastalıklarını engelleyici özelliğe sahiptir.
Portakallar ve bazı turuncu sebze çeşitleri yüksek miktarda lutein ve zeaksantin pigmentleri içerirler ve bu pigmentler gözleri güçlendirirler. Ayva, elma, armut ve bunların suyunda bulunan kuersetin ise kansere karşı etkilidir; kılcal damar, mide sağlığını ve bağışıklık sisteminin güçlenmesini sağlar; alerjilere ve katarakta karşı etkilidir.
Üzüm çekirdeği, güçlü bir antioksidan ve serbest radikal çöpçüsüdür. Üzüm çekirdeğinden, rezveratrol denilen çok güçlü bir antioksidan elde edilir. Antioksidan etkisinin yanı sıra bağ dokusunu güçlendirerek kalp-damar sistemini korur, damar çeperlerinin esnekliğini sağlayarak damar sertliğine engel olur. Varis, hemeroid, ciltteki mavi lekeler ve yaşlılık lekeleri tedavisinde yararlıdır. Üzüm çekirdeğinde bulunan bu rezveratrol adlı antioksidan üretim aşamasında üzüm suyuna da geçmektedir.
Bazı çalışmalar üzüm ve nar suyu gibi antioksidanların, arterlerde plak ya da yağ birikimlerinin oluşmasına katkıda bulunabilecek düşük yoğunluklu lipoprotein (LDL) ya da “kötü” kolesterol gibi kan lipitlerinin oksidasyonunu önleyebileceğini doğrulamıştır.
Narda ise polifenol, antosiyanin adlı antioksidanlar bulunur. Ayrıca, C vitamini, demir ve potasyum da bulunduran nar suyu, tansiyonun düşmesine, kötü kolesterole, kanser ve kalp hastalıklarına karşı güçlü bir savaşçıdır.

Bu hafta beyin haftasi,beyniniz için bunlari yapin

14 March 2006 tarihinde ilginc kategorisi altında Alisen Erdogan tarafından yazılmış

Mümin Sekman’ın hazırladığı “Bu hafta beynine iyi bak!” adlı “beyin kullanma kılavuzu” kitapçığından birkaç alıntı:

  • Beyin açık havada ve ayaktayken daha iyi çalışır. Önemli kararlarınızı açık havada yürürken alın.
  • Beyin örneklerle akıl yürütür. Kararsız kaldığınız bir durumda “Atatürk benim yerimde olsaydı ne yapardı?” diye düşünün.
  • Yabancı bir dil öğrenme ve ezber beyni güçlendirir. Her gün birkaç yeni kelime öğrenin ve kullanın.
  • Zihinsel jimnastik yapın. Bunun için baÅŸta Sudoku olmak üzere bulmaca ve satranç gibi oyunları kullanabilirsiniz.
  • Zihinsel rutinlerinizi kırın. Bazen telefonu sol elinizde tutun, çantanızı diÄŸer alinizde taşıyın, evinize baÅŸka bir yoldan gidin.
  • Zihinsel zevklerinizi zenginleÅŸtirmek için her gün mutlaka iyi bir özdeyiÅŸ kitabından, birkaç cümle okuyun. Güzel bir resme bakın. SevdiÄŸiniz bir müziÄŸi gözleri kapalı dinleyin.
  • Bir konu hakkında düşünürken, nasıl düşündüğünüzü de gözlemleyin. Düşünmek üzerine düşünmek, düşünce kalitesini artırır.
  • İyi bir uyku kaliteli bir beynin temelidir. 24 saati geçen uykusuzluk sarhoÅŸluÄŸa benzer bir ÅŸekilde beyin fonksiyonlarını etkilemektedir.
  • Bol ve temiz “birinci el” oksijen beyin için çok önemlidir. Beyin vücuda alınan oksijenin dörtte birini tek başına tüketir.
  • Farklı düşünme tarzları beyni geliÅŸtirir. Çocuklar ve hayvanlarla daha fazla vakit geçirin. Sizden farklı düşünen insanlarla konuÅŸun.
  • Kullanılmayan organ körelir. Sürekli TV seyrederek beyninizi düşük viteste çalıştırmayın. Beyninizin sınırlarını zorlamayan etkinlikler, beyninizi geliÅŸtirmez.
  • Beyin diyeti yapın. Beynimiz “garbage in garbage out” ilkesine göre çalışır. Yani beninize çöp girerse, beyninizden çöp çıkar. Beyninizi neyle beslediÄŸinize, midenizi neyle beslediÄŸiniz kadar dikkat edin.
  • Kafanızda en çok neyi düşünürseniz, hayatınızda onu çoÄŸaltırsınız. Günde aklımızdan 60 bin ile 80 bin arası düşünce geçer. Bu düşünceler ne hakkında?
  • Beynimiz kendisinin nasıl çalıştığı hakkındaki bilgi ve inançlarına göre çalışır. Beynin çalışması hakkında yanlış bilgilere sahip olduÄŸumuzda, beynimiz de yanlış çalışır.
  • BaÅŸarı beyinde baÅŸlar. İnsan “kafadan” kaybeder! Bu hafta “beyin haftası.” Aklımızı “başımıza” toplama haftası! Bu hafta kafanızı nasıl daha iyi çalıştırabileceÄŸiniz üzerine daha fazla kafa yorun :)

Testosteronu Fazla Kadına Erkek Bebek

8 March 2006 tarihinde ilginc kategorisi altında Alisen Erdogan tarafından yazılmış

Kendine güvenen güçlü kadınların erkek çocuk sahibi olma olasılığı, çekingen karaktere sahip kadınlara göre daha fazlaymış.

Yeni Zelanda`da yapılan araştırma bebeğin cinsiyetinin şansa bağlı olduğuna ilişkin yaygın kanıyı değiştiriyor.

Auckland Üniversitesi`nin araştırmasına göre testosteron (erkeklik hormonu) seviyesi yüksek kadınların erkek bebek doğurma ihtimali daha fazla. Uzmanlar, araştırmanın belirli dönemlerde erkek çocukların dünyaya gelme sıklığındaki artışa da bir açıklama niteliğinde olabileceğini söyledi.

Örneğin Bosna`da 1991-1995 arası yaşanan savaş sırasında erkek çocuk sayısındaki artış, bu dönemde kronik stres ve erkeklerin olmaması nedeniyle kadınlarda artan erkeklik hormonu seviyelerinden kaynaklanıyor olabilir.
(E-Kolay)

70 - 80 ‘li yillarda buyudun, peki nasil hayatta kaldin ?

24 February 2006 tarihinde ilginc kategorisi altında Alisen Erdogan tarafından yazılmış

1. Arabaların emniyet kemeri, kafa dayanakları ve hava yastıkları yoktu,

2. Arka koltuk eÄŸlenceli ve tehlikesiz idi,

3. Oyuncaklar rengârenk idi ve kurşun içeren zehirli boyalarla boyanmıştı,

4. Prizlerin, otomobil kapılarının, ilaç şişelerinin ve temizlik maddesi şişelerinin çocuk kilidi yoktu,

5. Kask olmadan bisiklete binilirdi,

6. Steril şise suyu yerine hortumdan veya nehirden su içilebiliyordu,

7. Evden şekerleme ve kurabiye araklardık, kilo sorunumuz hiç olmazdı,

8. Kilometrelerce uzaktaki arkadaşlarımızı yaya veya bisikletle ziyaret edebilir, evlerine kapıyı bile çalmadan girebilirdik ve kimsenin annesi kızmazdı.

9. Bazı öğrenciler belki diğerleri gibi başarılı değil idi, sınıfta kaldıklarında kimse psikologa veya pedagoga gönderilmezdi.

10. Dört kişi aynı şişeden limonata içerdik ve kimse hepatit-b olmaz veya mikroptan ölmezdi,

11. Cep telefonu yoktu ve kimse nerede olduÄŸumuzu bilemezdi,

12. Düşer yaralanırdık, dişlerimiz yamulur kemiklerimiz kırılırdı, ama kimse kimseyi dava etmezdi, oyun oynarken olur böyle şeyler denirdi,

13. Dışarıya istediğimiz yere oyun oynamaya giderdik, tek şart karanlık olmadan eve gelmekti,

14. Esas soru şu: biz bu kadar hayatı tehlikeyi nasıl atlattık ?

Orta Hakemden Yan Hakeme Kirmizi Kart

24 February 2006 tarihinde ilginc kategorisi altında Alisen Erdogan tarafından yazılmış

Sanliurfa’da oynanan Yenihalspor ile Eyüpspor maçinin orta
hakemi, bir futbolcuyu ve onunla tartisan kadin yan hakemi
kirmizi kartla oyundan atti.
Kent merkezindeki Haleplibahçe Stadi’nda geçen pazar günü oynan
Yenihalspor-Eyüpspor karsilasmasinin 87′nci dakikasinda,
Eyüpsporlu Bekir Boztepe’nin girdigi gol pozisyonunu ofsayt olarak
degerlendiren yan hakem Nezahat Yildirim bayrak kaldirdi. Buna
sinirlenen Eyüpsporlu Bekir Boztepe, kadin yan hakem Nezahat
Yildirim’in yanina giderek itirazda bulundu. Yan hakem
Yildirim ile futbolcu Boztepe arasinda tartisma basladi.
Yan hakem ile futbolcunun yanina giden orta hakem Halil Kaçmaz,
tartismanin sona erdirilmesini istedi. Yan hakem Nezahat Yildirim
ile futbolcu Bekir Boztepe, bu uyariya ragmen tartismaya devam
ettiler. Bunun üzerine orta hakem Kaçmaz, her ikisine kirmizi kart
göstererek oyundan atti. Sanliurfa’nin tek kadin hakemi olan
Nezahat Yildirim, maçtan ihraç edilmesi karsisinda soke oldu.
Seyirciler de bu durumu önce saka sandi, ancak hakem ve futbolcunun
birlikte sahayi terk ettigini görünce tüm stat saskinlik
geçirdi. Karsilasmanin son üç dakikasi eksik yan hakemle
oynandi.
Golsüz berabere biten maçin orta hakemi Halil Kaçmaz ve kirmizi
kart gören yan hakem Nezahat Yildirim, açiklama yapmaktan
kaçinirken, Eyüpsporlu Bekir, yan hakemin kendisine hakaret
ettigini öne sürdü. Bekir, ‘Pozisyonumun ofsayt olmadigina
itiraz ettim. Ancak, yan hakem bana ‘manyak, geri zekali’ dedi.
Bunu duyan maçin hakemi de ikimizi kirmizi kartla disari
atti diye konustu.

Müsabakanin orta hakemi, yardimci hakemini hatali yönettigi ya
da sportmenlik disi davranislaryaptigi gerekçesiyle görevden
alabilir. Orta hakeme böyle bir yetki verilmistir. Ancak, böyle bir olaya ne ben sahit oldum, ne de duydum. Böyle bir olay, olsa olsa,
iki hakemin arasindaki bir husumetten olabilir. Hele hele küçük
yerlerde kadin hakemler arasinda bu tür çekismeler daha çok
görülmektedir.

Alıntıdır..

Bi kac resim…

24 February 2006 tarihinde ilginc kategorisi altında Alisen Erdogan tarafından yazılmış

Free Image Hosting at www.ImageShack.us Free Image Hosting at www.ImageShack.us Free Image Hosting at www.ImageShack.us Free Image Hosting at www.ImageShack.us